Kesif bir egzoz kokusu var ciğerlerimde şehrin fazla göbeğindeğim sanırım elimde şimdilik dumanı tütmeyen bir sigara şaşkınlıkla sağa sola bakınmaktayım yolu yordamı belli olmayan, yatacak yersiz! üç beş dilenci çocuk geçiyor önümden. üzerlerinde bilmem
Hüzün kokan ve yalnızlıkla sulanmış çiçeklerim var, önümde amansız bir karanlık, geçiş yok! bu koyu karanlığın bir adım ötesi, ölüm. ne geceyi yırtarcasına patlayan gök gürültüsü , ne de karanlığı küçük saniye parçalarında yırtan
Sessiz sedasız yağan yağmur ve esen rüzgar. hem yorgun hemde dinç ,ruhlar. dinen yağmurun sesi, yağmurun sesinden daha yoğun sessizlik çığlık atıyor, sesler
Sevgiye inat sözler, boğazımda kalmayacak. Yağmura inat , ben daha çok ağlayacağım Güneşe inat daha parlak gözlerim… engellenemez, tüm döngülerden bağımsız, kendi içine
O kadar yalnız sayılmam aslında geçmişte sevmeye çalıştığım kadınlar var elimi uzattığımda dokunabileceğim pürüzlü tenim fırtınalarda yitirdiğim, yerleri belli olmayan gemilerim var yaşama çalıştığım bir hayat ve bu hayatı anlamlı kılan bir düşüncem ,
Pek bir durgunsunuz bu gün, toprağın altında, kalbin ritminden uzakta hangi düşlere dalmışsın? yakın mısın buralara? yoksa zamanla dağılan toz bulutu gibi, dağıldı mı